KDRK - DAG SENLIGI (12-16 Agustos)

Rize'nin Atatürk heykeline birakilan çelenk,sel felaketinde ölenler için saygi durusu ve Istiklal marsini takiben yapilan konusmalar.
Iste böyle basladi KDRK´nin Dag senligi.
Günlerden 12 agustos, 60 kisi kadar minibüslerle yukari kavrona hareket ettik. Sirt cantalarimizin hepsi bir kamyon ile yola çikmisti bile. Türkiye'nin degisik bölgelerinden katililimcilar ile yolculuga basladik. Firtina deresinin kenarindan tas köprüleri ve güzel manzaralari hayranlik ile seyrederek dagin içine yüksek tepelere dogru yolculugumuz devam etti.
Son alisverisimizi yapmak için Çamli Hemsin'de mola verildi, son eksikler ve taze ekmek aldiktan sonra, tekrar yolumuza devam ettik. Meshur "Ayder" yaylalarindan geçerken o güzellikleri keske bir kaç kare fotograf çekebilseydik.
Yanliz bir ara yoldan birini almak için durdugumuzda attik kendimizi disari, nihayet
bir kaç poz resim ve kamera çekimleri yapma imkani bulduk.
Etraf büyüleyici bir güzellikteydi, yesilin bukadarini hayatimda ilk kez görüyordum.
Sonra acele yine yola koyulduk. "Asagi kavron" bir kaç yayla evinden olusuyordu bir de yolun kenarinda tahta tabelasini gördük. Buradan yukariya dogru yol dahada diklesiyordu ama yinede etraf çok güzeldi.

Yolun sonu "Yukari Kavron" bayagi büyük bir yayla.
Tastan yapilmis evlerin arasindan akan Kavron deresi ve yukarlara dogru baktigimizda Kaçkar'larin o sivri tepelerinin muhtesem manzarasi.
Iste burada güzel kamera ve fotograf çekimleri yapma imkani bulduk. harikulade güzellikler yasadik. Biz gelmeden sirt çantalarimiz oraya ulasmisti bile. Birde ikram edilen karadeniz pidesinden birkaç lokma mis gibi geldi.
Çantalarimizi son kez gözden geçirdikden sonra, Kaçkarlarin sivri tepelerine dogru birer ikiser yavas yavas yola koyulduk. Yolculugumuz nese içinde basladi.
Daha yeni tanisdigimiz arkadaslar ile hemen kaynasdik. Ben, Hikmet abim ve oglum Taha nese içindeydik. Bunlar keyifli anlarimizdi.
Monika, Yilmaz, Didem ve diger arkadaslar ile gülüs cümbüs yolumuza devam ediyorduk.
"Öpücem öpücem dedim sana."diye Athena'dan bu sarkiyi hep beraber yol boyu söyledik durduk! Tabii ki sonradan arkadan kahkahlar.
Hele o Yilmaz'in kavununu hep beraber büyük bir dayanisma göstererek kamp bölgemize ulastirmamiz çok güzeldi...

Bizim önden gidenler ile aramizda bayagi bir mesafe olusmustu, ama biz rahattik.
Espiriler yaparak, samata içerisinde dinlenerek zevkini çikara çikara yürüyorduk. Gerçi istesek de sporcu ve dagci kardeslerimiz ile yürüyemezdik zaten.
Gerilerdeydik epey ama bizim yolda beraber oldugumuz arkadaslari birakmamizda söz konusu degildi. Bazi Didem'i , Monika'yi ve Yilmazí görüyordum, bizdede yorgunluk belirtileri vardi tabiki ama birimizi birakmadik. Sonlara dogru neticede bizden saatler önce kamp bölgesine ulasanlar çadirlarini kurmus ve asagilara dogru bizi karsilamaya geliyorlardi. Bir Rize´li genç bana kosarak geldi "Abi yardima ihtiyaciniz varmi?" diye sordu, bende "sagol kardesim sen asagidaki arkadaslara yardim et" dedim. Ben cantami kampa kadar kendim tasimak istedim.Taha`da yardim etmek isteyince onu da asagiya gönderdim.Nihayet kamp bölgesindeydik, bizim 4 saatte basardigimiz bu etabi, ilk gelen gurup iki buçuk saatte basarmis.

Hemen çadirlarimizi kurduktan sonra esyalarimizi yerlestirdik ve sicak çorbamizi içtikten sonra da çadirlarimizda dinlenmeye basladik. Disarida karanlik çökünce bayagi soguk baslamisti. Ve tabii bu yorgunluk üzerine erkenden uyku tulumlarina gömüldük.
Gece bir ara Mezovit deresinin gürül gürül akisi beni uyandirdi ve bu Kaçkarlar'da kaldigimiz 4 gece hep böyle oldu, uykumu bölsede o gecenin sessizliginde hep mutlu oldum.

Sabah kalktigimizda zirveye gidenler dagin dibine varmislardi bile. 25 kisi kadar bir grup baskanin rehberliginde o gün zirve yapti. Bizim zirve yapma düsüncemiz vardi ama diger arkadaslar ile birlikte olmayi tercih ettik- zaten illede zirve tutkumuz yoktu.

Mezovit bölgesi (Öküz Yatagi) gerçekten öküzlerin bulundugu bir vadi. Dagin dibinde Kaçkarlarin muhtesem güzelliklerinin yasandigi, büyük buzul ve çevresinin mükemmel manzaralari.. ben buralari hep hayal ederdim. hep resimlerine bakardim, simdi
yanimda abim , oglum ve sevgi dolu böyle güzel bir gurupla birlikte olmak beni çok mutlu ediyordu.

Bizde Emin kardesimizin rehberliginde göller bölgesine gidecektik. Kahvalti sonrasi kamp bölgesinden ayrildik. Fazla zorlu olmayan bir güzergah olsada biz yinede dönüste bayagi zorlandik ama yinede fevkalade güzel bir gündü. O yolboyu hep yine sicak sohbetler, yeni insanlarla tanismalar çok güzeldi. Birde birine bir laf atsan hemen bir güzellik yasiyorsun. Çok kaliteli insanlardi. Sade, gösteristen uzak ve komplekssiz, kimsenin öyle kimseye farkli, ayricalikli davrandigi yoktu.

Didem'in çiçeklerden bir taç yapip basina takmasi çok hos olmustu. Simsiyah saçlarinda o papatyalar güzel görünüyordu. Biz ona o gün dagdaki kraliçe demistik. Bir de Didem çok güzel gülüyordu. Sonra dönüste Rize'li Selva ve Metin vardi, onlar ile de tanistik, ikiside çok sevimliydiler.
O günün aksami Yilmaz kavunu kesti. Gerçi bu kavun bize daha sonra çok isler açti... ama biz hiç kötü niyetli degildik. Birazda bu gibi topluluklarda bulunmadigimiz icin nasil hareket edecegimizi bilemedigimizden oldu.
Ama o aksam toplanip güzel sarkilar söyledik. Abimle birlikte Erkin Koray`dan ,Cem Karaca`dan çok güzel sarkilar söyledik, diger gurup arkadaslariyla birlikte güzel oldu. Hele o bizim Rize´li kardasimiz Ibrahim'inde bize katilmasi benim hosuma gitmisti. Rize'li dagci arkadaslarin hep beraber oynadiklari horon hepimizde hayranlik uyandirdi. Yani hiç unutamiyacagim güzel anilardi bunlar.

Üçüncü gün yine hepimiz nese içindeydik. O günde yine hava diger günler oldugu gibi süperdi günes yakiyor. Daga dogru bir gurup olusturduk ama öyle pek hedefimiz yoktu.
Hepimiz özgür takildik o gün yanimizda yönetimden rehberde yoktu. sonra bir ara abim ve Taha ´dan ayrildik onlar bizim gittigimiz yöne degilde buzula dogru gidiyorlardi, bizde (Murat, Aysegül, Mecbure, Metin, Yusuf ve ben) rakamin 3500 civarinda oldugu bir zirveye dogru gidiyorduk. O gün yine çok cosku doluyduk, birlikte hiç unutamiyacagimiz güzel anilar ile dolu bir gündü. Ben Erzurum Palandöken'den diye kendini tanitan Aysegül ile birlikte uzun uzun sohbetler ettim. Kamera çekimleri yaptik.
Vadileri dolduran sis mükemmel manzaralar olustururken kaçkarlarin üzerinde kara bulutlar olusmaya basladi, ve biz hizli bir sekilde kampa yöneldigimizde ilk kez yagmur çiselemeye basladi. Kampa geldigimizde yine hepimiz toplanmistik. Herkez nese içerisinde o günü anlatiyordu. Abim Hüsniye'ye hayran olmus " ya bu Hüsniye dag keçisi gibi tirmaniyor" diyordu.
Hüsniye'de "ya bana dag keçisi diyor" deyip gülüsüyorduk.

Aksam yemeyinden sonra yagmur basladi herkez çadirdayken birden "TAK TUK" dolu yagmaya basladi. 20 dakika kadar araliksiz devam etti. Kafamizi çadirdan disari bile çikarip bakamadik,disari çiktigimizda heryer bembeyaz olmus sahane bir manzara vardi.
Her kez disardaydi, gök gürlemesi, simsek çakislari ve yildirimlarin düstügünü gözlerimizle görüyorduk. Bu yasadiklarimiz en muhtesem anlardan biriydi. Tam o anda Todoks gurubundan Hicran hanim ile yaptigimiz sohbet beni çok etkilemisti.
O aksam yine bir çadirda toplanip Erkin Koray'dan ask sarkilari söyledik.
Unutulmaz anilardi, o aksamda öyle geçti.

Dördüncü gün sis ile basladi ve bütün gün herkez bibiri ile sohbet ederek çadirlarda geçirdi.
Sabah kalktigimizda erkenden dönüs için hazirliklar basladi.
Çadirlarimizi söküp çantalarimizi toplayip Kavrona dogru inise basladik.
Hafif sisli ve puslu bir hava hakimdi. Biz yine yol boyu resim çeke çeke Kavrona ulastik.
Minibüsler ile önce balik restoranina dogru giderken yolda bir kamyon ariza yapmis, yol kapali oldugundan bayagi yürümek zorunda kaldik. Daha sonra baska bir araç ile restoranda ulastik. Yemeklerimizi yedik ve minibüslerin gelmesini bekledik. Bu arada da sertifikalarin dagitilmasi yapildi, daha sonrada Rize'ye dogru yola çiktik.
Rize'ye geldigimizde artik veda zamaniydi, arkadaslar ile insallah baska zaman bir daha deyip ayrildik. Grup arkadaslarimizdan bazilariyla o aksam Rize'de gezdik, yine unutulmaz anilar yasandi, ve o gecede öyle geçti. Ertesi gün sabah herkez memleketine dogru dönüs için hazirliklara baslamisti. Bizi en sicak sekilde karsilayan Ismail Mandev kardesimiz yine bizi yolcu ediyordu. Bu gezide samimi oldugumuz arkadaslardan ayrilirken, çok duygusal anlar yasadik, sarilip sarilip aglastik. Ve Kaçkarlara... Rize´ye hayran bir sekilde oradan ayrildik...Daha sonra 22 saat süren yorucu bir otobüs yolculugu sonrasi Bursa'ya vardik...

Orada yasadigimizmiz bu güzelliklerden çok etkilendik, hiç aklimizdan çikmayacak ve hep yine oraya gitmek isteyecegiz. Bu saniyorum herkes için ayniydi... sevda gibi ask gibi...
O içtigimiz sular... o çiçekler... mükemmel havasi... manzaralar.... o daglari... hiç unutmuyacagiz...

Fikret Simsek